MODERN BİŞİ İYİDİR.
Beyoğlu’ndaki sokak çalgıcılarının, alkol sayesinde sosyallik damarı açılmış insanlardan ve şehre yeni gelmiş turist kıvamındaki “şaşıran insan”lardan para kazanması alıştığımız bir görüntüdür. Tellerin dövülerek, akortların felç edilerek çalındığı bu şarkılara, metroyla beraber kemanla, yan flütle çalınan nefis melodiler eklendi. Haluk Levent ve Cem Karaca’nın sokakta dolaşan hayaletlerini yeryüzünde dinlemek zorunda kalırken, yeraltına indiğimizde çalınan şarkılar yumuşamaya ve şehir insanına kendini daha iyi hissettirecek bir huzuru çağırmaya başladı.
Tabi ki böyle afili kelimelerle değil ama buna benzer şeyler düşünüyordum metrodayken. Trene binmeden önce bir yan flüt dinlemiştim, şimdiyse trenden inip çıkışa doğru yürürken nefis bir keman sesi duyuyordum. Kibarca şarkı söyleyen kız aynı anda keman da çalıyordu. Huzurlu, elit, şehir insanını bütün o kirli hayatın vesvesesinden bir an için kurtarabilecek güçte bir performanstı. Geçerken dinleyenler tebessüm ediyordu. Sevgilisinin kendini niye terk ettiğini, “nedeğnnn gittin” gibi şarkı sözleriyle bağıra çağıra sorgulayan Beyoğlu çalgıcılarının iticiliği yanında, dinleyenlerin adını tam koyamadıkları “modern” bir duyguyu okşuyordu bu metro çalgıcıları.
Keman çalan ve şarkı söyleyen nefis kızı dinlemek için durdum. Bu gösteriden çok memnun olan bir kadın, “Vallahi bravo, bu günlerde böyle modern şeyler görmek çok zor” dedi. Hemen uzaklaştım oradan. “Modern olmak”, işte bu iki kelimede sevgili okur, tarifini yapmakta çok zorlandığım bir bunaltı var. Bir gün birisi, Yaşar Nuri Öztürk için “Çok modern adam, arkadan yırtmaçlı ceket giyiyor” demişti. Sanırım bu cümlenin amacı, yobazlığa müsait bir alemde, “bak böyleleri de var, hem modern hem Müslüman” savunmasını yaparak rahatlamaktı. Zaten profesör sonradan Aktüel dergisine acayip pozlar vermiş, iyice kanıtlamıştı modernliğini. Neydi bu modern olmak? Bahsedilen, tumturaklı bir teorisi olan ‘modernizm’ falan değil, “ayı olma modern ol biraz” cümlesindeki modernlik sanırım. Hiç kitap okumayan birisinin, “kitap iyi bir şeydir” diye bir kabullenme içine girmesine benziyor bu durum. Yani diyeceğim, bu çok sık kullanılan “modern” kelimesinde herhangi bir teori yok. Sadece çirkin olan, hatta fakir olan karşısında, insanın pırıltılı bir dünyaya olan hasretini dindirmeye yarıyor. “Kültür iyidir”, “kitap en iyi dosttur”; modern insan sever bunları, rahat eder kültürel olaylarla, sosyal girişimlerle huzurlu olur; pisliğin fakirliğin çok uzağında çalmaktadır çünkü klasik müzik. Hiç dinlemese de, bir saygı beslemektedir klasik müziğe. Şehirli ve elit gösterir insanı. Metronun merdivenlerinden çıkarken, “Demek ki” dedim kendi kendime, “Bu nefis kemanlı kızı, şöyle bir ayaküstü dinlemek çok modern bir tavır. Üstelik beleş…” Dergiye doğru yürürken, “Ben seynsizzz ne yaparım söylee” diye bağıran bir sokak çalgıcısı gördüm. Gerçekten hiç modern değildi. Böyle bağırmaya devam ederse hayatı boyunca sevgililerinin onu terk edeceği kesindi. Uyarmak istedim onu. Ona demek istedim ki: “Biraz modern ol. Bak metrodaki kıza, nasıl da huzur veriyor insana. Keman çalan ya da şarkı söyleyen nefis bir kızın yanında, gitar çalan o uzun kıvırcık saçlı tiplerden olsan bile bundan iyi. Geleceği yok ama böyle bağırmaktan iyidir. Nolur bağırma artık… ”
Bunları düşünürken sanki onu dinliyormuşum gibi bir hava oluştuğundan para vermek zorunda kaldım. Uzaklaşırken, sanki ona söylemek istediklerimin cevabını veriyordu: “ Beni bırakın, beni bırakın bu caddelerde…” Ne halin varsa gör, dedim içimden…